Özet
10 Ekim 1934 tarihinde Kurun gazetesinin 7. sayfasında yer alan haber, Anadolu ormanlarında yapılmış araştırmaların nasıl geçtiğini ve alınan sonuçları anlatmaktadır.
Diğer Gazeteler
Tam metin içeriği
mu 7 — KURUN 10 Birinci kânun 1934 —
KURUN isim babası
Hergün yüz ad
Toplıyan: Kemalettin Şükrü Orbay
ii
Viyanalı bilginler anlatıyorlar!
al Bg. —
yaptıkları araştırmalar nasıl
| Anadolu ormanlarında
bir?
re Mİ ves Wiener Journal yazı -
değil V;
di ir) İm tabiat tarihi o müzesi
tm, Klan e Asyada e
yi e a gönderilmiş olan he-
ka e süren bir gaybubetten
and Yaz, ey geri dönmüşdür.
işi Ran biri bu heyetin
iL Koller ve zevcesi ile ko-
Subef |, Bu İırsatmı bulmuşdur.
yö if zleri ve bütün ara$ -
ve ahatlerinde kendisi ile
rl K > olan minicik, fakat ce -
w ds y Cesi, — biraz zayıflamış,
e i Yorulmuş ve gözlerinde ya”
Yi, em, başardıklarmın se *
dheypeslar bir halde — artık
Mya uk dönmüş bulunuyorlar.
Yay Mütevazi ve mahdut vası -
iç * Yapdıkları bu seyahatdan
İh, Veni ve zengin intibalar
ai ia kalmayıb parlak ilmi mu-
İ, Ç“İYetler de kazanmışlardır.
Jı iler şöyle demişdir:
İİ Nt ceki yaban keçisine aid
e malar: Küçük - Asyada bir
i “ma seyahati yapmak fikri-
di, sil kapıldım? Size bunu an
Ay © Evlerdeki keçilerimizin
a V€ yabani ana cinsini bul «
tig Yetinde idim. Mukayeseli
A, le bu keçilerin Anadolu -
İinalindeki dağlarda yaşa -
Yen b atine varmışdım. Mur-
Di ev hayvanlarının ana”
iy, en nerede bulunduğu
ia araştırmalar yapmak
Niş esbile manasız, maksad-
| bir eğlence değildir. BöY-
an bir cinsi bulup bunun
'N male ıslah ederek. daha iyi
vemoekli bin sine-elde o
çet
e ikin olursa; bu ökonö -
AE an yüksek kıymet ve
İİ Mü içi dir iş olur. Bize seferi -
e, ie lâzım olan vesaiti veren”
İİ Niye er Akademisi, Şark ce -
a x bazı hususi zevat ve bil-
iy, “ont Seilern ve Çıkulata
19 ru Hellerdir.
a, ,. Sustosda bir Tuna vapu -
TF inerek Viyanayı terketmi$-
ıl a akıntısı boyunca Ruscu-
Üy, “adan da trenle İstanbula
| a rımız tehlikede
çi ğ Sika ilk nahoş ve kızdı
Ni et baş gösterdi. Gümrük
Y imi huzurunda sandık »
A vakit memur -
EN > düşdüler. Çünkü san -
çe d ie — ei silâh ve ei
ig «Midi. Halbuki yivli silâh-
Z Mi, Ürkiyeye ithali memnu idi.
silâhlarımız müsadere edil-
.d inç * kadar alıştığım ve inandı
g” eş ye adet bildiğim bu hayatı”
"| *Nibh;. :
gg” l li imtihan mı geçiriyor:
yil, lg; ? İN aşiyanından daha
İN
gi Ea anlattığı o butek odalı
fl çi teki acılar, bu sıkıntılar ne-
Gİ Fy liyor?...
gi ma iv akseleri bit
(per, , saktan kurtulamadığı
# in uhranlar ın (o sıklaştığını,
ty İyi e öğe meşesi
ğer etmek ü u
ya orum ek üzere O
Me
*okuj İdame bir akşam
*
e. Üç» bi Yüzünü bir sevgili gibi
: © İT an ” Pap
ir” sad ne, bir kardeş sevgisi!
e eni,
a ây, üyorum, Ergin, de
j iş e e zehir oluyor.. Nen
,? 'Simiz var... Seni üzen
j üm, N Yanında değil miyim,
Yanımızda değil mi?
alınan netice
maruz bulunuyor-
du. Sefaretimiz Türk gümrük ma-
kamatı ile temasa geldi. Nihayet
Almanca konuşan yüksek bir me-
mur Ankaradan sorarak bizim i -
Ondan sonra mem *
mek tehlikesine
çin izin aldı.
leketin içlerine doğru
mıza devam ettik. En
pazarına vardık, Adı
manasma gelen
60 bin nüfuslu bir yer olub ger
çekten de biricik ve büyük bir pa-
zar yeri olduğu hissini vermekte-
dir ve şimalindeki bütün Hinter-
landınm ticaret merkezidir ve
dünyanm her nevi eşyası burada
satın almabilir.
Türkiyenin semmeringi
AAdapazarından sonrâ& seyaha -
timize bir kira otobüsü içinde de-
vam ederek Anadolunun şimal ci-
hetinin vahşi romantik bir hal ar-
zar,,
zeden dağlık arazisi içlerine git-
tik. Yol çok tehlikeli serpantilerle
yükseliyor, bataklık bir ovadan
1000 metreden fazla yüksek bir
yere çıkıyoruz. Bu havali emsal -
siz bir güzellik arzediyor ve bi -
zim Semmering'e pek benziyor.
40.000 nüfuslu bir vilâyet merke-
zi olan Boluda esas karargâhı -
mızı kurduk. Buradan şimale ve
cenuba giden bir takım araştır -
malar yapdık. Her yerde rastladı-
ğımız hayvan serveti şayanı hay-
rettir Rasyonel bir tarzda işleti -
len muhteşem ormanlar, avcılar
için hakiki bir cennet teşkil ede -
cek bir haldedir. Biz buralarda
tamamiyle Avrupalı karakterde
bir hayvanat âlemine, kement .
geyiklere domuzlarına
mik av hayvanlarına rast -
gelmekle büyük hayretlere düş -
dük.
Beraberimizde Anadoludan
bir çok hayvanlar getir
ri e anda bir de büyük
ayı vardır.»
niz vu N
Dr. Koller ve zevcesi mahcu -
biyetle biribirine bakıştılar ve gü-
lüşdüler. Bunun üzerine Pr. Kol -
ler dedi ki:
“ Size bu ayr ile geçirdiğim bir
macerayı anlatayım. Bir ayının
yeni ve taze ayak izlerini bulms-
ğa muvaffak olmuşdum; günler-
ce arkasından koşdum, ni
nini buldum (Ve inin civarında
kendime münasib (bir bekleme
yeri seçdim; üç gec€ birbiri arka
sıra ve SOĞ dişlerim biribiri-
ne çarparak burada pusu bekle -
Ben her arzuna uyan bir hayat
arkadaşı değil miyim? yi
Bütün bu yumuşak, çozücü su -
allerimi her zamanki gibi karşılı -
yor: ii ;
— Bir şey yok, içimde bir sıkın:
tr... O kadar.
Fakat daha bu cü
meden gözleri yaşarıyor V€
tura -
kasırga başlıyor» Onu sus!
amir orum... O artık
bilmek için yoruluy' :
dökülecek bir damla ya$ı; sarfedi-
lecek bir yudum nefesi kalmamış
gibi serilip yatıyor ve ben bu e -
rarlı buhranların tılsrmını çöZ-
mek için gün doğuncıya kadar,
düşünüyorum
Son zamanlar
isyanlara, çiğ
ğa başladı.
PE değeri olmıyan sebeblerle
bana çıkışıyor: somurtuyor, onun
Konuşurken yumuşak sesinin A“
mlesini bitir -
gene
da bu sıkıntılara
rmeler de ka-
seyahat -
evvel Ada- Köylülerden sekiz kişi ayıyı bir
ler nelerdir?
dim. Nihayet şüpheli bir hareket
sında bir karaltı göründü. Derhal ya
ve gürültü işittim. Çalılıklar ara-
tüfeğimi sıkıca omuzuma çektim.
Sinirlerim kopacak derecede ge -
rilmişdi. Büyük bir ayı ve onun
yanmda insan hayaletleri belirdi.
sırık üstünde taşıyorlardı. Bu kur-
naz adamlar benim ayının izleri
üzerinde dolaşdığımı görünce a -
yıyı kendileri takip edip vurmuş-
lardır. Kendilerine darılmadım ve
bizzat vurmak istediğim ayınm
parasını ödedim.,,
Koyun sürüsü içinde kurd
Dr. Kollerin zevcesi de söze
karışarak:
“Ben de küçük bir macera ge-
çirdim,, dedi ve şöyle devam et-
di:
“Bize seyahatimizde daimi o -
larak refakat eden ve Amerika -
daki Orman Enstitüsünün müdü -
rü olan Dr. Ali Kemal Bey beni
ve heyetimizden bir Mösyöyü bir
gezintiye götürmüşdü. Kulübesi -
nin yanında büyük bir koyun sü-
rüsü otlatan bir çobanın yanına
gitmişdik. (Ben arkadaşlarımın
yanından biraz ayrılmıştım. Bir -
den bire keskin ve şiddetli köpek
havlamaları işittim. Sesin geldi -
ği istikamete bakmca iki büyük
Türk çoban köpeğinin bir gölğe
arkasından koştuklarmı ve gölge-
nin ormana doğru kaçtığını gör -
düm. Bu bir kurd idi ki, güpegüm-
düz ve insanların oturdukları ev-
lerin yakınında koyun sürüsünün
götürmüşdü Köpekler kurdu
kilometrelerce kovaladılar ve
kurda kuzuyu bıraktırmcaya ka -
dar arkasından koştular.
Türk misafirperverliği
Cenuba doğru seyahatimizde
çıplak ve yalçın bir dağlık arazi -
de hulyal ve nadir tesadüf edilir
bir yere vardık. Aradığımız ya *
bani keçinin bu dağlarda bulun -
duğunu orada öğrendik. Evvelce
vurulmuş böyle bir hayvanın bü-
yük boynuzlarmı da elde edebil -
dik Fakat oralarda etraflı araş -
tırmalara maatteessüf imkân bula-
madık, çünkü paramız noksandı.
Mekkâre, beygir ve saire kirala -
maklığımız lâzım geliyordu ve
paramız bü masraflara yetişmi -
yordu. Bunun için hedefimize bu
kadar yaklaşmışken geri dönme *
ğe mecbur kalışrmızın acısını ta“
savvur edebilirsiniz. Bununla be-
raber iyi bir tesadüf ve tali eseri
hengine o kadar (o alışmışımki bu
sert, tok ses çivi 'gibi kalbimi deli-
Or.
Ne oldu?. Ben eskiden ne isem
t ona ne oldu?.
gene oyum.. Faka
reisinin hanımı
Bir gün şube
gelmişti..
Beni çok sevdiğine inandığım
için bu hallerden biraz bahsettim .
O mübarek iyi kalbli kadın:
— Kızım sizin çıtınız çıkmıyor.
Herkes sizin için:
— Neiyikarı koca.. Geldiler
geleli bir sızıltılarını işitmedik 1.
Diyorlar. Size muhakkak nazar
geliyor. Evinizde arasıra çörekotu
yakın kuzum.. El gözü kem gözü
derler. Yazık değil mi tatlı canr-
nıza.. Ne üzülüp duruyorsunuz.
Kocasını seven bir (kadın için
onun ruhunu araştıramk, tılsımı
çözmek için en kestirme yol. Her
şeyi unutup bütün dikkatimi ona
içine dalmış ve genç bir koyun a-| da
olarak başka ilim araştırmaları | kinden daha kifayetli ve mebzul
2101 — İğsen: Kayıtsız
2102 — İğsiz: Salim
2103 — İğüs: Ali, Kâmil
2104 — İğrek: Saf
2105 — İğret: Muvakkat
2106 — İkis: Âli, kâmil
2107 — İkseleyen: Mürebbi
2108 — İksimük: Meslekdaş
2109 — İlbi: Sibr
2110 — İldem: Nadim,
2111 — İldeş: Hemşehri
2112 — İldiz: Cezir
2113 — İleri: Faik, istikbal
2114 — İlgen: Delil b
2115 — İlgezdi: Seyyah
2116 — İlgü: Maksat
2117 — İlgüy: Nazlı
2118 — İlhan: Aşiret beyi
2119 — İlidi; Faide
2120 — İlkme: İktısat
2121 — İltir: Delil
2122 — İmanç: icap
2123 — İme: Çare, derman
2124 — İmec: Arifane, kol -
© lektif çalışma
2125 — İmrağ: Âşık
2126 — İmrak, Aşık, dost,
2127 — İmre: Âşık
2128 — İmrek: Mergup
2129 — İnaç: Muhasip, Ne -
dim
2131 — İnak: Halis, dost
2132 — İnal: Emin
2133 — İnam: Emin
2134 — İnan: Akide, emniyet
2135 — İnanç: Emin
2136 — İnangu: Mutemet
em
Asyanın hayvanlar âlemi hakkın-
şimdiye kadar mevcut bilgile-
larımızın belki önü -
müzdeki Noelde “Tabiat tarihi
müzesi,, nin hususi bir sergisinde
gösterilebilecek
ganimetleri bu seyahatımızı öde-
yecek deyerdedir.
Seyahatimizin en güzel intiba-
larından birini teşkil eden mühim
noktayı da zikretmek isterim ki,
o da Türklerin emsalsiz olan mi-
safirperverlikleridir. Kendisini
fakir ve ibtidat kulübesinde ziya-
ret ettiğimiz en fakir çoban bile
misafirlerine ikram için bir kuzu
“kesmekten geri durmadı. Resmi
>
makamlar bizden (her yerde en
samimi ve dostane yardımlarını
esirgemediler.
Yeni bir heyeti seferiye halin-
de önümüzdeki Mayısta belki ge-
ne Küçük - Asyaya gideceğiz, ve
öyle ümid ediyoruz ki, gelecek
sefere aid vasıtalarımız bu sefer-
verdim... Fakat aydınlanır tara -
fını bulmak imkânı yok..
Bazı akşamlar yırtıcı bir kaplan
gibi beni tutup çekiyor.. Gözlerini
gözlerime dikiyor... Kirpikleri bi-
le oynamadan bakıyor, sonra yüzü
buruşuyor. Çizgileri kalınlaşıyor
ve kirli iğrenç bir şey konmuş gi-
bi beni silkip atıyor.
Artık günler değil, saatler, da *
kikalar bile biribirine uymuyor.
Akşam gayet sakin batıyor. Göz
lerimi açtığım zaman onu demir
kafesten kurtulmuş bir sırtlan gi -
bi görüyorum.
Çaya çağırmak için Meralı yol»
Isyorum.
Çocuk gözleri yaşlı dönüyor.
Onu da azarlamış.
Ben de korkudan kendim gi-
demiyorum.
Aramızda nihayet bir saygı var.
Onu da kırdığımız gün yüz yüze
olan netice ve
pabilirdik ki, bu sayede Küçük | olacakdır.,,
2137 — İnanır: İmanlı
2138 — İnanlı: İmanlı
2139 — İnçi: İşvebaz
2140 — İnçke: Narin
2141 — İnel: Veli
2142 — İng: Galebe, zafer
2143 — İpar: İtriyat, misk
2144 — İpek: Harir
2145 — İpin: Ruşen, vazıh
2146 — İpkin: Erguvani
2147 — İpteş: Dost
2148 — İrdem: ahriri, usu!
2149 — İrek, Vasıta
2150 — İren: Hür
2151 — İrevül: Piştar
2152 — İrez: Şecaatli
2153 — İrge: Nazlı
2154 — İrgi: Idrak
2155 — İrgin: Bulüga ermiş,
2156 — İriç: Asayiş, salâh
2157 — İrik: Hürriyet
2158 — İrim: Beşaret
2159 — İrinesi: Müdrik
2160 — İris: Salâh
2161 — İrk: Azâdelik
2162 — İrkek: Mertebe
2163 — İrketi: Kadim
2064 — İrkin: Cesim.
. | 2165 — İrkli: Azade, hür, kuvvet.
2166 — İrkören: Nail
2167 — İrkörücü: Nail
2168 — İrsik: Asil
2169 — İrşi: Peri
2170 — İrtanki: Sabah
2171 — İrte gün: Sabah
2172 — İrte kün: Sabah
2173 — İrtem: Hüner
2174 — İrtenr Mücevherat
2175 — İrtük: Kiymet
2176 — İrvasa: İtikatta"
2177 — İrvem: Maher Meleke,
2178 — İsen: Sahih, salim
2179 — İsik: Muhabbet
2180 — İstek: Arzu emel
2181 — İsti, Memba
2182 — İşanç: İtikat, itimat
2183 — İşçen: Gayretli
2184 — İşçan: Faal
2085 — İşçen: Gayretli.
2186 — İşçimen: İşgüzar
2187 — İşenç: İtikat, itimat
2188 — İşi: Prenses
2189 — Işkur: Meydanı harp
2190 — İşlek: İdmanlı, selis
2191 — İteğin, Samur
2192 — İtkü: Hayırlı, hoş
2193 — İvecen: Aceleci, acül
2194 — İvedi: Acele, şitap
2195 — İvgen: Seri
2196 — İvgin: Sabırsız
2197 — İyem: Hüsn
2198 — İyik: Heves
2200 — İvi son: Selâmet
bakmak ta güçleşecek.
Annem imdadıma yetişti.
Bizi özlemiş, gelmiş, Ergin an-
nemi çok sever. Saygısı vardır. Za
ten tanıdıklarına karşı bir kadm
kadar yumuşak ve nazik görünür.
Halbuki daha o gün annemi geti *
ren otomobilin. şöförü ile hiç yok-
tan bir ağız kavgası çıkardı.
Annem şaşırmıştı.
—Ergin sinirli görünüyor. Ara»
nızdan bir şey mi geçti.
Dedi.
Bizim fısıldaşmamız onun gö *
zünden kaçmamıştı. Kaşlarını çat-
tr. Bana çıkıştı:
— Durup bakacak ne var. An»
neni içeri alsana!
Sesimi çıkarmadım. O akşam
biz annemle yatacak Ergin yazı
odasına geçecekti. Aylardanberi
(Devamı var)