language

ustmenu

searchbar

Akşam 1929-01-12 Sayfa 6

 



Özet

Peri kızının hikâyesi.

Hocanın çocukluğu.

Hocayla kapı.



Diğer Gazeteler



Tam metin içeriği

)

Akşam

Peri kızının hikâyesi

Evel zaman içinde, yük-
sek bir dağın tepesinde
büyük bir saray varmış.

Bu yüksek dağın etra-
fında bulunan memleket-
lerdeki ehaliden hiç kimse
bu dağ tepesindeki sara-
yın esrarını keşfedemi- i
yordu.

O civarda, cesaretiyle
şöhret bulan, gayet güzel
ve yakışıklı bir genç var-
dı. Hazin sesiyle türkü

söylerdi, bunun için ken- |

disine «Bülbüb diyorlardı.

Bir gün, şehrin gençle-
rine:

— Ben şu dağın tepesine
çıkıp saraya gireceğim.

Dedi.

Köylüler menetmek is-
tediler:

— Sen deli misin? Orası
cinler ve perilerle doludur.
senelerdenberi o: saraya
hiç kimse girmeğe mu-
vaffak olamamıştır.

Cessur genç bu sözleri

dinlemedi ve bir sabah
“erkenden dağın başına
© doğru tırmanmağa baş-
> ladı.

Genç, sarayın kapısını
çalacağı sırada, o kapı
kendi kendine açıldı. Bir
hizmetçi peyda oldu ve
gence sordu:

—Buraya ne için geldin?
— Hanımı görmeğe gel-
dim! :

— İsmin nedir?

— Bülbül...

Hizmetçi kız dudağını
bükerek yürüdü, gitti.
Sarayın kâapusu tekrar
kendi kendine kapandı,

“Bülbül bekliyordu.

O esnada, birdenbire

kıraat

sütu

n

merdivenden, dört köşe
bir sandığın yuvarlanarak
kendisine doğru geldiğini
gören Bülbül, hiç aldır-
mayarak ayakta durur.
Sandıktan bir ses yük-

selir:

“— Çıkayım mı?
“ Bülbül hayret ve tered-
düt içinde ne söyleyece-
ğini düşünürken, aynı
sesin bir az daha şiddetle
aksettiğini görür:

— Çıkayım mı?

Genç, bir an içinde ira-
desini toplayarak:

— Çık!

Diye haykırır.

Sandık açılmağa başlar,
içinden O kadar güzel
bir kız çıkar ki, Bülbülün
güzleri kamaşır ve kızın
yüzüne bakamaz.

Sandıktan cıkan kız,
yürüyerek Bülbülün yanı-
na gelir ve şu sözleri
söyler:

- Ben bir peri kızıyım.
kaç seneden beri bir adem
oğlu ile evlenmek istiyor-
dum. Şimdiye kadar sa-
rayımın esrarını anlamak
üzere buraya bir çok
kimseler geldiler.

Fakat hepsi de fena fi-
kirle geldikleri için bana
aksi cevap verdiler.Sara-
yımda bir adet vardır:

Adem oğullarından kim
aksilik eder ve cinlere
karşı gelirse derhal ruh-
ları kabzedilir.

sen güzel cevap verdin
ve bana karşı aksilik et-
medin . Bunun için seni

Sevdim ve sana varacağım.

X
Bülbül bir daha şehre
inmedi. Herkes, onun için,
cinler çarptı , dediler;

halbuki Bülbül peri kızıyle

evlenmişti!

Hocanın çocukluğu

Uy

2 KEL EE

Hoca, çocukluğunda çok
aksi bir şeydi.

Babası ne söylerse onun
aksini yapardı.

Bir gün, deyirmenden
döndükleri sırada çaydan
geçecek oldular Her ne
kadar köprü varsa da
hayvan geçecek gibi de-
gildi.

Babası kökrüden geçme-
ye başladı. Hoca da, sırtı
un çuvalları yüklü eşekle
beraber, suyu alçak olan
çaya daldı.

Tam çayın ortasında,
hayvanın üstünden çuval-
lar, düşecek gibi meyil-
lendi. Bunu gören babası,
hocaya:

— Oğlum! Oğlum! -diye
seslendi - Çuvallar iğril-
memiş ... Çaya düşmiye-
cek! sakın onları doğrult-
mağa kalkışma ha...

Diyince, Hoca:

— Vallahi, baba, şu ya-
şıma kadar ne dedinse
aksini yaptım: Bu sefer
de emrini aynen yerine
getireyim! diyerek cuvalı
suya devirmiş!

Hocayla kapı
hoca, çocukken , annesi
bir gün ona demiş ki:

— Evladım. Ben bu gün
komşu kadınlarla beraber
dere kenarına gidiyorüm.
Etrafta hırsızlar türedi-
ğini biliyorsun. sakın ka-
pıdan ayrılma.

hocanın canı sıkılır.

Kapıyı sezelerinden sü-
kerek rırtına alır. Dere
kenarına iner.

— Aman oğlum! Bu ne
hal?

Diyen annesine.

— sen, kapıdan ayrılma-
mamı bana tenbih etme-
miş miydin?

Cevabını vermiştir.

| Her akşam
bir hikâye

Hayâtemda bireğleş seyakatler
yaptim. Felek, beni, günün birinde
Afrikaya, hem de Afrikanın balta

| görmemiş ormanlarına attı.

bu ormanlar, hiç de Alemdağı
ormanlarına benzemez. Dallar,
geniş bir kubbe halinde yukarı
tarafları kaplamıştır. £ Günlerce
gittiğiniz halde bir karış sema
parçası görmezsiniz.

Ormanın kuytuluklarına doğru
ilerlediğim sırada, yanımda yerli

kılavuzlar ve bazı arkadaşlar da
vardı.

Bir akşam üstü, konaklamak
için münasip bir yer bulduk. Hep
birlikte çalışarak iki üç kulübecik
yapıverdik. Tam yemek yiyecek-
tik ki, ansızın, ormanın kuytuluk-
larından müthiş feryatlar duyduk.

O sıralarda, gayetle delişmen-
dim. Hemen, tabancama sarılarak
dışarı fırladım. bir de ne göreyim?
bir sürü maymun. bize doğru
geliyor. Arkadaşlarım:

— içeriye girl kulübeye gir! -
tavsiyesinde bulunarak haykırdı-
lar.

Fakat, dinleyen kim? ,,Maymun-
lardan mı korkacağım” diyerek-
ten içleriude bana en yakın bu-
lunanın üzerine bir el silah attım.

Vay sen misin ateş eden?

Maymunların hepsi birden üze-
rime çullanarak, beni, sayaklarım-
dan, kollarımdan yakaladıkları
gibi, başladılar efendim, o yüksek
ağaçların tepesine çıkarmağa...

Kurtulmak için çok çabaladım
amma ne mümkün. Adam, bir ba-
şına, yirmi maymundan yakayı
sıyırabilir mi ?

Daldan dala çıkıyor ; mütema-
diyen o yükseliyorduk. Nihayet,
beni, hiç kimsenin bulamıyaca-
ğı bir yere getirdiklerine akılları

kesti. -O zaman, gayet geniş
bir dal üzerine yüzü koyun
yatırıldım. Maymunlar, galiba,

bayıldığımı sanıyorlardı. kendime
geleyim diye, vücudumu tartak-
lamağa; saçımı, bıyıklarımı yol-
mağa başladılar. Arkamdan elbi-
selerimi, ayağımdan, sökercesine,
potinlerimi çıkardılar.
Hayvanlara karşı durabilmek
için, bütün gayretimi sarfediyor-
dum amma nafile! Yaptığım her
harekete karşı ceza olarak, vücu-

* dumun en nazik yerlerine muşta-

lar iniyordu. Kaba etlerime bası-
lan şiddetli çimdiklerin iztirabı
altında inim inim inliyor; avaz
avaz, ciyak ciyak bağırıyordum.

benim bu halime karşı, may-
munlar,- sanki insanmışlar gibi,-
kırılıyorlardı gülmekten...

Vaziyeti anlıyordum: bin bir
işkenceden sonra öldürülecektim.
ihtimaz, lime lime parçalanarak;
ihtimal, “ yarıyoldan ziyade maha
yakın,- yarı yoldan ziyade arza
uzak,, agaçlardan aşagıya fırla-
tılarak...

Tefrikanümerosu: 42

SAHTE PRENSES

Fakat
iztirap.ruhları karartıyor ,

— Buradan kurtularak vatanı-
nıza dönerseniz,

vatan hasretinin verdigi

dünyaya yeni
döğmuş gibi olacaksınız, değilmi?
— Şüphesiz azizim... Zaten

burada beş senedir hep bu ümitle
yaşayorum. Bu ümidimin söndüğü
gün, hayatim da sönmüş demektir,

Tomas, sulanan gözlerini sile-
rek:

— Ey.. -Dedi- benim dertlerimi
deşip durma! Söyle bakalım, 'bu
gece ne düşündün.. ve neye karar
verdin?

— Beni buradan hüduda kadar
götürür ve serbest birakırsanız,
size namusu mla söz veriyorum ki,
hakkınızda gıyaben verilen mmah-

Nâkili: İ .E.

, kümiyet Kararını refettirecegim!

— Fakat, sen galiba, Cak deni-
len polis hafiyesinin ne inatcı bir
adam olduğunu bilmiyorsun?

— Ben onu çokeyi tanırım,
benim hatırımı kırmaz. Son defa
elde edilen emarelere göre
Mis Tomas intihar etmiştir..
diye bir rapor verir ve bü suretle
mahkemece verilen malıkümiyet
kararını iptal ettirir, yani size
hakkı hayat bahşettirir...

— Evet, bu söylediklerin çok
doğru ve mümkündür. Lâkin o
hınzır herif, evelce söylediği
sözden vaz geçmez ki... itimat
edebileyim!

— Size daha açık
Polis hafiyesi

söyleyim:
Cak benim öz

kardeşimdir ben ona me
istersem yaptırabilirim.

Tomas birdenbire gözlerini açarak:
Necc...211! Sen omelun
herifin kardeşi misin?

“Dedi ve korkusundan bir adım

geriye çekildi.

Cak bu suretle yalan söylemeğe
mecbur olmuştu.
Fevet kardeşim.. - dedi -
hayret edilecek bir şey

ortada
varımı?

— Eğer sen de onun gibi şeytan
ve melun bir adamsan, hiç bir
sözüne inanılmaz.. bu sebeple
ümidim kırıldı da ondan...

— Ümidiniz kırılmasın! Bakınız,
beş parmağın hiç biri digerine
benziyor mu? Ben onun kardeşi
olmuşsam ne olur.. bahusus ki,
onun büyügüyüm; me istersem
yaptırırım.Beni hiç bir vakit reddet-

memiş ve kırmamıştır.

— Çok aksi bir adamdır diyor-
lar.. öyle mi?

— Asla... O kadar halim ve
merhametlidir ki, bir defa konuş-
sanız çok hazedersiniz!

— Demek ki, benim meselemin
Jehimde halledilebileceğine kanisin
öyle mi?

— İmanım gibi eminim. Nev-
yorka geldiğiniz zaman nihayet

bir hafta içinde işi hallederiz ve
siz ohürryeti oOmutlaka sahibi
olursunuz!

— Ohalde şimdi ne yapalını?

—. Evela beni Meksika - Ame-
rika hüduduna götürürsünüz, üç
gün sonra da siz, doğrudan doğruya
Nevyorka gelirsiniz!

—yok.. ben bu işe gelemem.
Nevyorka bir haber gönderelim
ve Caktan kavi bir teminat alalım..

(Mabadi * var|

a XT

Hayatımdan ümidimi kesmiş
bir halde böyle kötü kötü düşün-
düğüm sırada, hiç beklemediğim
bir şey oldu.

Sanki esrarengiz bir kuvvet,
maymunlara:

— “ bu adamı brakın! ” emrini
vermişti.)

içlerinden biri,- her halde reis-
leri olacak- üç kere acı acı hay-
kırdı.

Maymunlar, bu sayhayı işitir
işitmez, beni olduğum yerde
brakıp ağacın en yüksek dallarına
kaçtılar.

Bereli vücudumda , bin itina
sarfederek doğruldum. bulunduğum
dalın üzerinde ata biner gibi bir
vaziyet aldim. Niyetim yavaş
yavaş ağacın gövdesine doğru
giderek oradan aşağı inmekti.
Zeminden ne kadar yüksekte
olduğumu anlamak için aşağı
baktım. O esnada gözlerim alev
alev pırldayan bir çift gözle kar-
şılaştı. Meselenin mahiyetini anla-
madan yüreğim çarptı.

bu gözlerin sahibi olan hayvan,
fare karşısında pusuya yatmış
müthis ve devasa bir kediye ben-
ziyor. Üstünde yol yol siyah çiz-
giler vardı. Harikulâde cesamette
müthiş bir Afrika parsının karşı-
sında bulunduğumu anlıyordum.
Aynı zamanda vaziyetimin feca-
atini de anlamaktaydım.

Maymunlar, tehlikeyi vaktüze-
manında sezinerek cızlamı çek-
mişlerdi.. Ortada, sipsivri bir ben
kalmıştım. Zavallı ben, yağmur-
dan kaçayım derken doluya yaka-
lanmıştım.

Şimdi, iki düşman arasında bu-
lunuyordum: yukarıda maymunlar;
aşağıda pars! j

Artık, halâs ümidi kalmamıştı. «
Çünkü, pars, gerisin geri çekile-
rek üzerime hamleye hazırlanı-
yordu. Neticeyi görmemek için
gözlerimi kapadım. bu esnada,
yanımdan rüzgâr gibi bir şeyin
geçtiğini duydum. tesadüfen, kur- -
tulmuştum. beni nışanlıyan pars,
Allahtan olacak, lüzumundan fazla
hız almış; ve, daha yüksek bir
dala sıçramıştı.

Pars, bu dalda iyice tutunduk-
tan sonra, kuyruğunu sağa sola
sallayarak (etrafına — bakınmağa
başladı. Maymunlar, bu biaman
düşmanlarının kendilerine bir az
daha yaklaştığını görünce, hep
bir ağızdan bir çığlık kopardılar.
pars, başını kaldırdı; ve, onlara
baktı. Maymunlar, korkudan tiril
tiril titriyorlardı. Pars ise, onları
gördüğüne pek memnun olmuştu.
her halde, onun damağına, may-
mun eti, insan etinden daha lezzetli
geliyordu.- Daldan dala sıçrıya-
rak maymun sürüsüne yaklaş-
mağa başladı. Aralarında yarım
metroluk bir mesafe kalınca
durdu.

Maymunlâr, güya onu ağaçtan
düşürmek için, hep birlikte dal-
ları sallamağa başlmışlardı. Fakat
pars, buna aldırış bile etmiyor;
maymunlar içinde en lezzetli olma-
sı lâzım gelenini ayırmağa uğra-
raşıyordu.

Nibayet, içlerinden en cesur
maymun, parsa hücum etti. Esasen
beriki de bunu bekliyordu. Diş-
lerini maymunun gırlağına geçirdi;
ve onu öldürerek aşağı atti;
kendi de yallah arkasından...

Öbür maymunlar, fırsattan bil-
istifade, aksi istikamette kaçıp
gittiler.

bu gürültü esnasında beni dü-
şünen bile olmamıştı.

Usulla sıvışıp arkadaşlarımın
yanına döndüm amma ne va-
ziyette...

Arkadaşlarım, benden ümitlerini
kesmişlerdi . Maceramı kendile-
rine anlattığım zâman, bana inan-
mak dahi istemediler.

bari, söylediklerime siz inanın.

Nakili: (Hikâyeği)

er sayi ögeler si



Bu sayıdaki diğer sayfalar: