language

ustmenu

searchbar

Akşam 1929-01-07 Sayfa 5

 



Özet

Yemin etse başı ağrımaz.



Diğer Gazeteler



Tam metin içeriği

© kapı açanları

Tekerleme

Gazeteyi açtım...

Açtım dedim de hatırıma geldi..
Esnemek, esnemek getirir... dedik-
leri gibi, açmak deyince akla söz
geliyor. Söz demek lâf demektir.
Laf dendi mi, arkadan açmak
hazırdır. Çünkü malümya, lâf lâfı
açar. Amma siz diyeceksiniz ki:
Lâfın iyisi kapı açandır... Kapı

açanda âltındır,anahtar olmak şartıle

ben derim ki “Altın anahtarın
her kapıyı açtığı devirler çoktan
geçti. “Ya kapı açmak da yok
mu?,, deye sormayınız. Kapı aç-
mak var. Eğer olmasaydı, baca-
dan girenler eksilmezdi. kapı
açan var amma, çilingirde yaptır-
dığı 25 kuruşluk anahtarla. Hani
bilirsiniz ya, altın anahtarla kapı-
ların açıldığı devirde pencereden,
bacadan girenlerin sayısı yoktu.
Zabıta bunlara habire ha zabit
açmakla meşgul olurdu.

Ha ! şimdi anladım. Siz sözle
kastediyorsunuz...
Yani kapı yapanlardan bahsedi-
yorsunuz. böyle kapı yapıp kapı
açanlar çok ... Hayır, tavlada
şeş beş kapısını açıp dübaraya
gelenlerden bahsetmiyorum. Mak-
sadınızı anladım. içimizi fazla aç-
mayın. Açmak fi'linin nerelerde
kullanıldığını herkes bilir.Sergi açılır,
baket açılır, başa dert açılır. Fakat
tuhaf bir şey vardır, her açılan
şeyin altında ve ya içinde bir şey
bulunurda, çok kere musluk açı-

lınca su bulunmaz...

bulunmayan şeyi aramak lazım-
dır demeyiniz. Filvaki göz açmak,
açık göz olmak lazımdır ama,
tramvay, terkos telefon şirketleri
için açık gözlülük para etmez.
Siz nekadar göz açarsanız okadar
kusur bulursunuz fakat onlar ge-
ne size istedikleri hesabi açarlar.
Ay sonunda açtıkları hesap öyle-
şine- bir hesaptır ki, siz açmaza
düşersiniz.

Ne ise gazeteyi actım, dedim..
Aman bize havadis ver “kapama,,
demeyiniz. Hatırına kuzu kapaması

geliyor. Halbuki tekerlemeye yer
yok.., mısralara dayandık.

Selamı İzzet

ELEYEN 0000 EL BL LE GA LK 0 BASLAR AURA

Mısralar

Kız fistanın ıslanmış
Çık bağçeye aya yay
Yanağını sıkınca

Neden dersin: ay! ay! ay!

— Beyfendi son günlerde mer-
cimeğe fazla dadandı... dikkat

et fırına vermesin.

SÖZ ARASINDA |

Yemin etse başı
ağrımaz.

— Aşkolsun sana... Hani bir
daha Ahmedin yüzünü görmeye-
cektin?

— Görmüyorum... Geceleri ge-

liyor oOve hemen . elektrikleri
söndürüyor.
Bilmece

Bir kere tecrübe ediniz. Zan-
nederim herksin hoşuna gidecektir.
Meşhur Ford Istanbula gelecek,
bir fabrika açacak.

Kalabalık bir cemiyette oturur-
ken ortaya şöyle bir havadis
atın :

— Haber aldığıma göre Ford
bir gazete satıu almış.

— Yok canım...

— Evet. Hem kaç para vermiş
biliyor musunuz.

Bu suale muhtelif cevaplar ve-
rileceği muhakktır :

— Bir milyor lira.

— Yok efendim, yüz bin lira
verip almıştır.

— ben hiç olmazsa beş yüz
bin vermiştir derim.

bunun üzerine sizsoğuk kanlı-
lıkla dersiniz ki:

— Ford herkes gibi 5 kuruş
verip bir gazete satın almış!

Hediye
1 kânunusani salı günüde ko-

cası eve, pazartesi akşamı geldiği
gibi, elleri boş gelince, karısı fena

halde sinirlendi.

Kocasının fevkalâde hâsis oldu-
ğunu bildirdi. Fakat
kadar cimri olursa olsun, yeni sene
şerefine bir hediye alır deyil mi?
Geçen sene hiç olmazsa küçük
bir şey getirmişti. bu sene onu da

insan ne

getirmeyince karısı çıkıştı;

— Sen artık çok fena olmaya
başladın... Neden bu sene bana
hediye almadın?

— bu sene almadım ama, geçen
seneki hediyemi unutma.
Iki liralık

— Unutmıyorum.

berbat şekerler getirmiştin.
— Evet ama şekerler mideni

bozdu, yirmi lirada doktor, ilâç
parası verdim.

4 EA Mz

Sahne hikâyesi
Meşhur aktör Frederik - Lömetr
bir temsil esnasında halkın tah-
kirine maruz kalmış. Ahali ıslık
çalmaya başlamış. Fena halde
kızan Frederik ilerlemiş ve seyir-
cilere haykırmış:

— Sersemler!

Halk bütün bütün
gelmiş:

— Tarziye isteriz...
isteriz!
Diye haykırmışlar.

*

galeyane

Tarzıye

* *

Frederik sahneyi terk edip,
oyuna devam etmiyeceğini söy-
lemiş. bunu kabul etmedikten
mada, üstelik halka tarziye ver-
mesi için zorlamışlar. Nihayet
mesele polise oksetmiş, Bir memur
gelmiş ve aktöre demiş ki:

— Kanun sarihtir, eğer tarziye
vermezseniz sizi tevkif etmek
mecburiyetinde kalacağım.

Frederik haykırmış:

— Pek âlâ, tarziye vereyim de
Siz de görünüz.

vi

Sahneye çıkmış. Ahaliyi selam-
ladıktan sonra, şoyle bir tarziye
vermiş:

— Efendiler:

* Sizlere sersem dedim,

* Doğru;

“ Affımı istirham ederim. Tar-
ziye verdim;

“ Hatta ettim,,

Hâlk fevkalâde alkışlamış, ve
tarziyenın şeklini neden sonra
anlamış.

Dans

Genç bir hanımla züppe bir
bey dans ediyorlar. Bir aralık
hanım soruyor :

— Dansı sever misiniz ?

— Çok severim efendim.

— Şu halde dans etmesini öğ-
renseniz |

Vurdum duymaz
— Beyfendi sıgaranızın dumanı
midemi bulandırdı.
— Tabii efendim, ilk zamanlar
benim de midemi bulandırırdı.

Kılıbık

— Eğer karından korkuyorsan,
benim yaptığımı yap. Eve karın
uyuduktan sönra git.

| Kimse duymasın

Müskirat inhisarının Fransadan
mütahassis getireceğini haber alan
Galata meyhanecileri, bunun bir
izzeti nefis meselesi yapıp protosto
etmişlerdir.

*
* *

Şimdiye kadar endaze ile mal
satan tuhafiyeciler, metro esasının
kabulü üzerine, endaze ile metro-
nun arasındaki azim! farkı nazarı
dikkata alarak kumaşlara yüzde
elli zam yapacaklardır.

yiz

bir kadının adliyeden getirdiği
evrak 9 ay poliste kalmış... Ka-
dıncagız ne yapmıştır dersin?

— Dokuz doğurmuştur.

e

Gümülcineye nakledilecek olan
muhtelit mübadele komisyonu
için, Gümülcinede beyoğlu cad-
desindeki merkezine müşabih bir
saray hazırlanmaktadı.

v5

Terkos şirketinin mukavelesi
dört sene fessedilemeyeceği için
bu müddet zarfında, Istanbulda
yangın zuhurunun mennedilmesi
takarrür etmiş ve Emanet bu işle
alâkadar olmak üzere bir komis-
yon teşkil etmiştir.

— Duydun mu, Ayşe servet
sahibi oldu.

— Masaldır. /
— Masal ama bin bir gece
masalı !
Serseri

Geçenlerde yollarda dolaşan
birini yakalayup müdiriyete getir-
diler. Hakkında serseri nizamna-
mesi tatbik edilecekti. İsticvabında
bulunduk:

— Senin yerin yurdun yok mu?

— Kardeşimin yanında oturu-
yorum.

— Kardeşin nerede?

— Teyzemin yanında.

— Teyzen?

— Bbamın yanında.

— Ya baban?

— Dedemle oturur.

— Deden nerede oturur.

— Hep birlikte oturuyoruz.

AE GB A AA NA GAS

— Şu kış eylencelerinin resmine bak; ne güzel kayıyorlar.
— Nefis... Enfesl..

AAA AAA AAA RA irana

Ha!

Barda bir kadın dolaşıyordu.
Çok güzeldi. Bütün gözler üstün-
deydi. Yalnız bir kusuru vardı.
Saçları kesik değildi. Ensesindeki
topuz pek çirkin duruyordu.

Yanındaki masada bir kadın
arkadaşına sordu:

— Ay! Bu saçlarını kesmemiş.

Öteki cevap verdi:

— imkânı yok, çünkü karım — Kesemez, çünki kendinin
apartmanda kapıcıdır. değil...
A KAGAN LANA LAN LAK AAA

— Saçlarınızı nasıl keseyim?

pr»

A

*

tı tp) timi? :
i Bi

grill

— Gayet yavaş, mümkün olduğu kadar yavaş.

0anaha PEPE RERMEPEYEYEPERPRPACEPEPEPROEYEYEYEPEPEPETEYYİYEAYAPMKEYARAKEAYI DI

Ümi

— Ne o birader, vaziyetin hâ-
lâ düzelmedi mi?

— Ne gezer. Gün geçtikçe
daha beter oluyorum.

— Peki hiç bir ümit beslemi-
yor musun ?

— Alay mı ediyorsun. Ümit
beslemek şöyle dursun, ben ken-
dimi güç besliyorum.

Akıllı

İsmi lazım deyil, Babı alinin

eski emektarlarlından bir arka-

daş, geçen gün dostlarından bi-
rine bir mektup yazdı.

Sonra şöyle bir hamiş ilâve
etti.

, Son zamanlarda mektuplar
postahanede kayboluyor. Eğer
bu (mektubum da kaybolur
sana gelmezse, bana derhal
yazıp bildir.

Kaynana

Yaşlı bir hanım mahallesinin
heyeti ibtiyariyesine gidip .dedi
ki :
— Efendim, gelinim öldü,defn-
etmek için ilmihaber ueriniz.

İmamın gözü dört açıldı:

— Hanım, geçen hafta gelini
nin defnine ruhsat yenlikii

— Öyle ama efendim o beni
acelemdendi. Az kalsın geli
diri diri gömecektik,

e ELİ



Bu sayıdaki diğer sayfalar: