language

ustmenu

searchbar

Akşam 1929-01-08 Sayfa 6

 



Özet

Millet mektepleri kiraat sütunu.

Bütün cihani yıktırmak mı istiyorsun.

Ahmak garson.

Aptalın sakalı.

Hayalden hakikata.

Avrupada yeni yıl nasıl doğdu?

SAHTE PRENSES.



Diğer Gazeteler



Tam metin içeriği

Sahife 6

| Millet mektepleri

A

am

kıraat sütunu

Sünneti de mi
i- kedeyim?

Nasreddin hoca açlığa
dayanamaz, ara sıra ka-
rıs'ndan gizli oruç bozar-
şım...

Lâkin foyasının mey-
dana çıkmaması için gü-
ya oruç tutuyormuş gibi
şanura kalkar tıka basa
karnını doyururmuş., Ni-
hayet kadın işin farkına
vararak Hocaya çıkışmış:

— Yahu, madam ki oruç

“tutmayorsun neden sahu-
ra kalkıyorsun ?

Noca cevap vermiş:

— Kadın, kadın... bilmez
misin ki , oruç tutmak
farz, sahura kalkmak da
sünnettir. Farzı terketti-

ğim yetişmiyormuş gibi
bir de sünneti de mi terk-
edeyim?...

Ahmak garson

İki arkadaş bir lokan-
taya gitmişler. Garson?

— Ne istersiniz?

Diye sormuş. Biri :

— Kızartma...

Demiş. Öteki de :

— Bana da bir kızartma
amma eyi olsun...

Demiş.
Garson ahçıya bağırmış:

— İki kızartma.. amma
biri eyi olacak!

Aptalın sakalı
Aptalın birine:
— Saçın ağarmış. saka-
lin ne için ağarmamış?

"Demişler.

“ — Saçım sakalımdan
yirmi sene evel bittiği
için...

Cevabını vermiş .

Tefrikanümerosu: 38

SAHTE PRENSES

Dedi.. konoşmaya başladılar:

— Eyyy... seni buradan.. bu
vahşilerin Oarasından kurtaracak
olursam memnun olur musun?

-— 'Tabii.. memnun olurum ve
seni de memnun ederim!

-— Nasıl memnun edeceksin?

şimdiki halde çırçiplak bir adam-

sin... bana - senin hayatini kür-
tarmama mukabil - ne yapabilirsin

— Ne istersen yapmağa muk-
tedirim.

— İnanayim mr?

— Sana nasıl istersen o suretle
teminat verebilirim, Beni Ame-
tika hududuna kadar götür. Sana
ne istersen vereceğim...

» Paralarin seni hudutta mi
bekliyor.

Bütün cihanı yıktırmak mı istiyorsun

Bektaşinin biri üç sene
yıkanmamış. Nihayet kir-
den hastalanacak hale
gelince hamama gitmiş.
Adam akıllı yıkanmış pa-
klanmış, keselenmiş, giyi-
nip dışarıya çıkacağı es-
nada hamamcıya sormuş:

— Kaç para benim bor-
cum?.

— Altmış para!..

Bu söz üzerine bektaşi-
nin tepesi atmış, çünkü
cebinde topu topu 20 bara
varmış... Ne yapacağını
şaşırmış bir halde ellerini
havaya açmış dua etmiş:

— Ya allah ya bana bu
dakikada 40 para ver,
yahut da şimdi bu hama-

TAMAM

Hayalden hakikata

Amerikada geçenlerde bir sine-
ma fabrikası tarafından hazırlanan
bir aşk ve macera filmini yeni
artistlerden Raymon Massey ile

Luis Dod isminde iki artist çe-
virmiştir.
Artisler, oBrükselde Marksın

pansiyonunda geçen bir heycanlı
sahneyi temsil, ederken, rollerini
o kabar büyük bir aşkla ifa et-
mişlerki filim hitam bulduktan
sonra bu iki artist lokantada
karşılaştıkları zaman adeta temsil
ettikleri sevdazedeler gibi garip
bir hisle birbirlerinin yüzüne
dikkatli bakmamışlardır.

O günden sonra Mis Luisle
Mr Massey arasında başlayan
aşıkane münasebatı nihayet yekdi-
gerinin o nişanlanmasiyle o hitam
bulmuştur.

Fakat Luis Dod, çok çopkin
olan kocasını kıskandığı için ken-
disine sinema haricinde bir iş

Gazetemize odercedil-
mek üzere gönderilen yazı-

ların yeni harflerle ve oku-

naklı bir surette yazılmış

olması lazımdır. Alâkadar-
ların bu hususu na

itibare almaları
rica olunur.

zarı

Nâkili: İ .F.

— Hayır.. Fakat oradan, çok
kisa bir zaman zarlında derhal
iştediğin kadar para tedarik ede-
bilirim.

— Bu sözüne inanmak Jâzım-
gelirse, büyük bir adam olduğun
anlaşılıyor.

— Nevyorkun en maruf zengin-
lerinden biriyim.

Seni ölünceye kadar mesudane
yaşatabilecek bir servet sahibi
yaparım. Bu serseriyane ( hayat-
tan da kurtulmuş olursun...

Reis bü sözlere itimat etmedi;
fakat birdendire çok müteessir
olmuştu.

— Ben çok bedbaht bir ada-
mım «-dedi- parada, servette.. hiç
bir şeyde gözüm yok. Ben hurriyet

mı yık..
Bektaşinin duası biter
bitmez kubbeler çatırda-

güldür güldür yıkılmış.
Güç halle kendisini kur-

ken yolda bir softanın
dua ettiğini görmüş. Sof-
ta şöyle dua ediyormuş:
— Ya rabbi bana üç
bin altın ihsan eyle..
Bunu * duyan Bektaşi,
softanın boynuna sarıla-
rak can havlile bağırmış:

— Yahu kırk para için

üç bin altın isteyip te bü-
tün cihanı tarumar ettir-
mek mi istiyorsun?

Avrupada yeni yıl
nasıl doğdu?

Avrupada yeni sene parlak eğ-
lenceler içinde tesit edilmiştir.
yeni yılın nasıl doğduğunu temsil
için ince düşünülmüş ve zarif
tertip edilmiş remizler her kesin
neşesini bir kat daha arttırmıştır.

Meselâ Londranın maruf otelle-
rinden birinde saat on ikiyi
vurduğu zaman 1929 senesini tem-
sil eden genç kız el arabasiyle bir
çilçinin ogetirdiği bir kabağın
içinden çikıvermiştiri

Veni yıl doğarken kabağın et-
rafını alan peri kıyafetli kızlar
aşk oku 'atmışlardır.

İngilterede Surrey kontluğunda
Sandersteat şehrinde tertip olunan
eğlencede 1929 senesi danimarka
cinsi iki iri köpek tarfından çeki-
len bir kızakla gelmiştir.

M. Lube 90 yaşında

Sabık Franzız reisi cumhuru
M. Lube 31 kânünuevelde dok-
sanınci yaşını tesit etmiştir.

M. Lube 1906 senesinde:

— Artık ihtiyarladım..

Diyerek malikânesine çekilmiş
ve hayatını temin etmek için de
bağcılığa başlamıştır. M. Lube
o günden beri 22 sene durup din-
lenmeden bağcılıkla meşgul ol-
muştur.

istiyorum, anladın mi?
— Hürriyet mi?... fakat, ben

öyle zannediyorum ki (Odünyada
senden daha hür bir insan
yoktur... Şu koskoca (araziye

baştan başa hakim bulunuyorsun!
bir insanın hayatini ifna etmek,
yahut bir adama hayatinı bağışla-
mak için ne kanunun, ne de mah-
kemelerin var! Otuz beş kişilik
ufak bir kabile ile büyük bir
havalinin hükümdarısın. Senden
daha hür bir kimse tasavvur edi-
lir mi?

— Zahirde öyle... fakat sen

— Ne bileyim! Lâkin anladığım
bir şey varsa, senin bu adamlara
kat'iyen benzememekligindir.

— Eyi anlamışsın! Çok zeki
bir adama benziyorsun,,. oNev-
yorkta ne iş yaparsın?

— Zengin bir tüccarim e.

mağa başlamış ve hamam

taran bektaşi evine döner-

koskocaman hamamı yıktı

benim kim olduğumu biliyor musun?

Her akşam
bir hikâye

Vintmel (treni Monte karlo
istasyonunda durmuştu. Kompar-
timanımızın kapısı açıldı ve içeriye
genç bir kadın girdi.

Vagonda, benden başka, köşe-
lerin birinde tahminen otuz beş
kırk yaşlarında görünen siyah
bıyıklı, sönük gözlü bir cetilmen
oturmuş ; lâmbanın hafıf ziyası
altında gazetesini okuyordu. Genç
kadının içeriye girdiğini görünce
gazetesini katladı ve cebine koydu.

Kadın, onun yanına oturdu.
Ancak yirmi dört yaşlarında
kadar görüniyordu ve şeytani bir
güzelliğe malikti. dar ve vücuduna
yapışmış olan elbisesi vücudunun
en güzel hututunu ve bilhassa
biçimli kalçalarını meydana ko-
yuyordu.

Genç kadın, bize, damdan düşer
gibi dedi ki:

— Herkes gibi, bende bir
vakitler, cebim para dolu olarak
Monto Karloya gider; oradan on
parasız dönerdim.

...

biz, hiç ses çıkarmadık. Genç tünmüş gibiydi. önümden geçen bu

kadın devam etti:

— Tâsavveur ediniz! Dün gece
ilk önce, bende bir uğursuzluk
mu vardı; nedir? Ne koydumsa
bir şey çıkmadı; ve yarım saat
zarfında getirdiğim iki yüz frank-
tan elimde yalnız beş frank kaldı.
işte şu!

Dedi, ve cebinden bir beş
franklık çıkararak bize gösterdi."
Sonra devam etti.

—... Son derece sinirlenmiştim!
Az kaldı ağlayacaktım. O sırada
yeniden dönmeye başlayan rulete

son kalan beş frankı hiddetle attım.
beş frank sıfıra düştü; ve rulet,
sıfıra çıktı.Parayı braktım. Tekrar
çıktı... Ha... ha... ha! Talih bana
dönmüştü !.. bir dakikada, kay-
bettiğim iki yüz frangı ...ve...üste-
lik de sekiz yüz frank kazanmış-
tım ... düşününüz bir kere beş
frankla bin frank kazanmak!
böyle söylerken gülmekten katı-
lıyordu. Cebinden bir kese çıkar-
mış avucunun içinde sıkıyordu.

Siyah bıyıklı centilmen, gül-
meye meşelenmeye başlamıştı.
Çukura kaçmış gibi görünen göz-
leri, parlamıştı. bir çok defa,
komşusuna yavaş sesle sualler
sordu. O da kahkahalarla anlaşıl-
maz cevaplar verdi. Siyah bıyıklı
adam, bana bir az şüpheli görü-
nüyürdu.

Kadın, Fransızcayı gayet mür-
kemmel, fakat bir az yabancı
şive ile konuşıyordu. Ne Almana
ne de ingilize benziyordu; çünkü
onlar daha ihtiyatkâr olurlar. Es-
rarını söylemekte haz duyuyor

Cak bu suretle cevap vermeğe
mecbur olmuştu . Vahşinin derdini
anlamak ve onu kandırarak ora-
dan birlikte kaçmak istiyordu.

Reis dediki:

— Büyük bir hükümet adami
olsaydın daha ziyade memnun
olacaktim, mamafi, mademki <«zen-
giniml» diyorsun.. bu da benim
istediğim işi görebilir... Şimdi
dikkatle beni dinle; ben böyle
gördüğün gibi hakiki bir vahşi
değilim... Sana pek mühim bir
meseleden bahsedeceğim, ve sen
maceramı dinlerken, ker halde
benim kim oldğumu anlayacaksın!

Esrarengiz bir cinayetin iç
yüzü...

Cak, vahşinin yüzüne dikkatle
baktı.

— Sonra namusum üzerine yemin
ederim ki ben göreceğim eyiliği
kat'iyen unutmayadağım.

(Mâbadi var

Kumarbaz kız

8 Kânunusani 1929 i

gibiydi. Dikkatsizce kanepeye yas-
lanmış; bacaklarını uzatmış; ellerini
dizlerinin üstüne koymuş ve mü-
temadiyen elindeki kese ile oy-
nıyordu:

— Of... - diye içini çekti.- ba-
caklarim yorgunluktan bitti... dü-
şününüz bir kere, oynadığım ma-
sanın &trafı işkal &dilmisti; tam
dört saat ayakta durdum.. bu
dört saat bana binnn frank ka-
zandırdı! saatta 250 frank.

Ve gülerek ilân etti:

— her halde parası bol bir iş.

Kesedeki paraları okucağına
dökerek saymaya başladı:

“Mutlak -dedim- çok aptal! da-
ha eve varmadan paraları kaptı-
racak.

Kızın gürültülü lâtlarından ar-
tık- kafam şişmişti. pencereye
döndüm ve harici seyretmeğe
başladım.

Ay, yavaş yavaş yükseliyordu...
Denizin dalgaları, sanki Monte
Karlonun bedbaht oyuncuları ta-
rafından kaybedilen altınlarla ör-

güzel ve sihirli yerleri büyük bir
zevkle seyrediyordum.
parlayordu. Hava, serindi. ben

birden bire kompartimandan
işidilen bir kahkaha ve çığlık
dikkatimi celbetti. Kumarbaz kız
içeri siyah bıyıklı ve çukur gözlü
adamla derin bir mübahaseye
girişmişti. Adam, ono, yavaş sesle
sualler sorıyor, o yüksek bir sesle
gülerek cevap veriyordu:

— ... Evet bu kışdan beri Niste
oturuyorum! i

— ... Evet, ihtiyar babahla.

—... ben Rusum! bir çok se-
yatlar yaptım. gız N E

— ... Evet. Nis, hoşümâ gidi-
yor... Çünkü Niste eğlence çok!
ben ise eğlenceyi”“çok severim
canım sıkıldı mı 20 frank alıp;
doğru kumar oynamaya koşarım.

Ve, şakrak hareketlerle daha

bir çok şeyler anlatıyor; fekat,
sonra gene eski fikrine geliyor:

—... bir kerre düşünün 20
frankla 1000 frank kazanmak!?

O bunları söylerken, ben, düşü-
nüyurdum: Demek bu kız rusiu?.
Evet, bütün ahvalinden, tavrından
belliydi.. Fakat.. acaba.. nasıl bir
hayat yaşayorlardı?.,,

Düşüncelerim trenin sarsıntısı
ile dağılmıştı.

Korabazle tünelini geçmiş, ve Nis
garına girmiştik.

Uagonu terkettigim zaman) ar-
kama döndüm ve siyah bıyıklı cen-
tilmenin kumarbaz kıza, vagondan
inmesi için nazigâne bir suretle
yardım ettiğini gördüm..

ikisini de gözden gayıp etmiş-
dim; kalabalığa karışmışlardı.....
fakat garın kapısına. çıktığım va-

kit,villâsın önünben hararetli ha-
raretli konuşarak kol kola yürü- .

düklerini gördü.

“Eyvah! dedim- bn adam bana

şüpheli göründü!,,

Klabalığın seli, beni, tesadüfen
onlara yaklaştirdiğı zaman, siyah
bıyıklı genç erkek, Rus kadınına
baha adam akıllı sokulmuş, onun
koluna sım sıkı girmiş; diyorduki:

— ... Gitmeside gidelim amma
cicim, bende beş para yok.

Rus kedını, ırkına kas hovarda
bir eda ile, ona cevap verdi:

—Bede para olduğunu biliyor-
sun ya... Sende olmuş,
ne çıkar?... Haydı, yürü.

Yürüdüler, ve gittiler.
çi) ii

Şimdi, Rus kadınını, Nisin s0“.
kaklarında, arada sırada görürüm.

Geceliği bir franktır. 5

İ Nakili: Mehmet Vedat

olmamış



Bu sayıdaki diğer sayfalar: