Özet
Her akşam bir hikaye.
Diğer Gazeteler
Tam metin içeriği
6 Künunusani 1929.
Ders
«A: diyip şaşma. Çalış-
nın zamanı yoktur. «6. €
gündüz çalış. M. c. kim-
seler var ki okumadıkları
için sefâletten kurtulamı-
yorlar.
Okumak B. y efendiye,
paşaya deyil, insanlara
lâzım.
d. m: kuvvet vermek
istiyorsak çalışmalıyız
Boş kafalı vucudun kıy.
meti olmaz.
Güç «d.m.: Hayatta
her mihnetin bir mükâ-
fatı vardır. Yaşayanlar
için okuyup yazmaktan
büyük mükâfat olamaz.
Çalış um. 1. Ke kazan;
dilini su gibi öğrenirsin,
ve öğrendikten sonra da,
© “dilini, eski zamanda ol-
duğu gibi yanlış okuyup,
yanlış söylemezsin.
Akan *d.r.d: ki taş
yosun tutmaz. Çalış, öğ-
ren ki, beynin pastan
kurtulsun .
«Ş. h.> sen uçarmısın
demişler . Ben uçmam,
beni müritlerim uçurur |
demiş. Cahalet yüzünden
bir takım gözbağcıları
besleyip karınlarını do-
yurduk. «0, E bir okuyu-
© nuz, bakalım İcimse gözü-
nüzü bağlaya bilir mi?
“Ö.z.n.düzen lazımdır.
© Sâdeokumayı istemek kâfi
deyildir. Muntazam çalış-
mak, kafa yormak, «a.
G.1 etmemek,dersleri dik-
katla takip etmek lazım-
dır.
Durmadan, dinlenme-
den çalışınız. Çalışmanın
«d.r.C. » si yoktur.
Okumak için sarfedilen
«©. M. ğ.» acınmaz. Dün-
yada en tatlı külfet bu-
Millet mektepleri
kıraat sütunu
İki kardeşin hikâyesi
inde iki
zen-
gin, biri fakirmiş. Zengin
olanı, Cakiri hiç gözetmez-
miş. Fakircik: « başımın
ne bakayım: » diye
yola çıkar. Az gider, üz
gider, yolu bir dağ başına
varır, bakar ki gök gibi
gürleyerek, şimşekler ça-
karak kıyamet koparca-
sına gürültü ile uzaktan
kırk süvari, tozu dumana
kata i
lılar bir taşın başında du-
rurlar. « Çanga » derler
taş açılır, içine girerler.
« Çunga » derler, kâpanır,
Sori
ler.
Fakircik, ve olursa ol-
sun bende gireyim, der
«Çanga » der taş açılır.
« Çunga » der kapanır.
Taşın altı bir mağara
imiş. Bir de girer bakar-
ki bir sofranın üstünde
kırk anahtar var, bunlar-
la odalar açmağa başlar
Her birinde altın, gümüş,
mücevherler dolu. Hep-
sinden birer. parça“alüp
ceplerini, koynunu doldu-
rur.
«Çanga » yı basar. Dı-
şarı çıkar.
Fakircik, her düzenini
düzer. Zengin olur. Ka
e
dur. Okuduğuna pişman
olan kimi gördünüz?
5. 5. kulakver. Bu ses
Gazinin sesi. Beni , seni,
bizi kurtaranın sesi. *He-
definiz millet mektepleri:
red. fe yürüyü-
diyor «hf, e. £ yürüyü
müz.
Selami İzzet
a yine çıkarlar, gider-
deşi, «nasıl olduda böyle
oldun? » diye sorar. Oda
olduğu gibi
de gideceğim » der.
— Gitamma çangayı
çungayı unutmal
Evine gidip büyük bi
çuval alır. Taşın başına
varır. « Çanga » der, taş
açılır. « Çunga » der ka-
panır. Sonra anahtarları
alıp her odadan birer pa
ça çuvalına doldurur.
Taşın yanına gelir. Lâ-
kin «çanga » yı unudur
Bir türlü aklına gelmez
Dışarıda bir gürültü
işitir.
— Bari bir saklanacak
yer bulayım!
Diye arar. Gözüne bir
ocak ilişir. Tepesine çıkar
girerler.
Vaziyetten şüphelenirler
ve her tarafı ararlarken
bacada duran adamı gö-
rürler, aşaya indirirler.
Atlıların reisi sörar:
— Sen buraya nasıl gir-
din?
Herif korkusundan ti
veye. ütreye işi
aşagı anlatı
Heriflerin hepsi birden
üzerine çullanırlar:
— Kardeşin fakir ada-
mmış. sen onu hiç gözet
medigin için kısmeti öyle
olacak
Diyerek adamı kırk
parça yaparlar
Balıkcılar memnun değil
Bir kaş gündür havaların lodos
gitmesi balıkçıları wemmun etmi
yor. Balıkçıları söylendiğine göre
lodos yüzünden uskumru. sürüleri
Marmara denizine akın etmeğe
başlamıştır. Bu günlerde kavak
larda barbanya tutuluyor.
ınlatır. « Ben-
baştan.
ran
Balık
Kara Davut
bir gün, Kara davut, Fatihin
huzuruna çıkt
— Haha ha ha hanaaayt diye-
bir nara att.
Fatih:
—bre yakalayın bu. küstah
berifil Huzurumda me cesaretle
nara atıyor? Şuna haddini bildi-
rini. dedi
Hassa efradından. ikisi Kara
| Davudu kollarından yakaladılar
bileğini burarak adamcağızı rükün
vardırdılar; ve, kıçına kıçına kırk
sopa vurdular.
Kara Davit:
— Tövbeler olsun! Tövbeler
olsun! bir daha nara atmam 1-
| dedi
| Kargayla tilki
Bir gün, karga, ağzına kocaman
bir peynir parçası almış; bir ağaç
dalı üzerinde duruyordu.
Kurnaz tilki, oru, karşıdan gö
dü. Ağacın altına geldi; dedi ki:
Ey güzeller güzeli, ey parlak,
pırıl pırıl tüylü karga! Sen, şüphe-
i, dünya yüzündeki kuşların
en güzelisin! Seni uzaktan görür
görmez âşık oldum. Fakat, bir
İ kerede s lemek istiyorum.
İ Kuzum, ne olur, karga? ağzını
şarkı oku
Karga, bu iltifatkârane sözler
| üzerine pek memnun oldu.
Ağzında ki peynir | parasını
pençesiyle sumsıkı yakaladıktan
ve yere düşmemesini temin ettik
ten sonra:
— Komplimanlarınıza teşekkür
ederim efendim! —cevabını verdi.
Kurtla Kuzu
Bir gün, bir kuzu, bir irmak ba:
şında su. içiyordu. Derenin üst
tarafında su içmekte olan kurt,
kuzuyu gördü ve ona yaklaştı.
Bedi.
yu bulandırırsın ba?
— Aman efendim,
sizin alt tarafınızda su
Su benden size doğru değil,
bana doğru akıyor. içtiğiniz suyu
pasıl bulandırabilirim?.
Kurt, düşünceli düşünceli, kafa
sını kaşıdı
— Hımm... Şey... Geçen
sene ben sizin ağılı. önünden
geçerken, sen, dilini çıkarıp be-
Dur bele.
Seni şimdi kıtır. kıtır yiyeyim de
gününü gör,
— kerem buyurun! bu
senenin kuzusuyum, Geçen sene
doğmamıştım ki geçen sene bizim
ağılımızı teşrif buyurduğunuz sara-
da sizinle- hâşâ alay edeyim.
Kürt:
nimle alay etmiştin
ben
aç da bana iki söz söylel bir kaç
Vayl sen; Benimi içtiğim” sur“).
kavağa çıkınca
— Eh, öyleyse ben de gidip
benimle * alay eden kimse onu
bulyım ve parçalıyayım.. Haydı
sen ağıla dön! burada soğuk alır,
nezle olursun ! - dedi.
Hayvanların şahı
bir gün, hayvanlar, bir av av-
ladılar; ve bu avı padişahları olan
aslana götürerek
— Sen kendine aslan payını
ayır da ötesini bizim aramızda
taksim et! - dediler.
Aslan, âvı, hayvanların adedince
müsavi parçalara ayırdı
— Ben sabahliyin midemi b
muşum! benim de payımı siz
yin - cevabımı verdi.
Meşeyle saz
bir gün, koskocaman bir meşe,
dibinde biten, cılız, solgun benizli
bir sazla alay ediyordu:
— Hmmmhi Miskinl- diyordu -
sen de nebat mısın sanki? Sıska
müsübet, sen de... Senin cürmün
nediri
O esnada bir rüzgâr cıktı.
Müthiş bir rüzgür. Ortalığı alt
| üst etti. Meşenin yaprakları uğul
| uğul uğuldıyordu.
Saz, incecik beli kırılmasın diye
rüzgârın önünde İiyiliyor, reve-
vanalar, tekâpular ediyordu. Mağ-
vur meşe ise, dimdik, aslan gibi
göğüs germiş fırtınaya meydan
okuyordu.
Tam o aralık, rüzgâr uçurt-
tuğu. kiremitlerden biri, meşenin
kütüğüne çarptı; fakat, meşe sağ-
lam olduğundan ona bir ziyan
geliremedi. Amma, kiremit, sazın
üzerine düşerek onun amudu fika-
cisini çıttadak kırdı.
Meşe dedi kiz
Himmmhi | Miskin... Nebât
değilsin diye demedim mi ben
sana demin? i
Meşhedi ile kedi
bir gün Meşhediye sordular:
— Sizin iranda kediler ne ce-
olur?
İstanbul şehri
bir gün, İstanbul kalı, gazete-
lerde gü aberleri okudüz.
"Arık şehremanetinden şikâyete
akin kalmamıştır sira köprü
bedava geçiliyor sokaklar aaflk
kaplandı; su, süt meseleleri bale-
trauyaşlardan kalabahl
kalkt
Mübadele meselesi de bâlledilmiş,
bütün muhacır vatandaşlarımız
mükemmel aparlımanlara yerleş-
bir senedenberi cinayetde işlen-
miyor.
binaenaleyh, — garetelerimizde
yâzacak haber kalmadı.
(V-Na)
Tefrikanümerosu: 33
SAHTE
Beş dakika içinde iki cesedin
Gstünde bir şey bırakmamışlar ve
hepsini soyarak ölüleri grçıplak,
suyun kenarına atmışlardı
Cak, Vahşlerin reisinden rica
diyordu:
— Şu zavallılaın cesetlerini
sahilde bir yere gömsek... balık
gibi onları merasimsiz suyun işine
shvermek günah degilmi?
Vahşi dudağını bükerek srüt
ve cevap vermedi,
Meksika yalışilerinin fikirleri
fena idi. A, Cak onların maksat.
Jarımı bakişlarından alimin ede.
biliyordu.
Cak yanılmamıştı. Reisin ver
digi bir işaret üzerine, bütün
valiler polis haliyesinin boynuna
PRENSES
Makal: E.E,
sarıldılar ve soymağa başladılar.
Cakı da, gibi derhel
anadın doğma bir hale getirmiş
ölüler
erdi. Uzerinden çıkan elbise ve
çamaşırları aralarında taksim
etmişlerdi. Cekın sol elinin par-
maçında bir elmas yüzük vardı
Vahşi reisi bunu istedi, Fakat
yüzük Cakın parmagını gömülmüş,
gıkmıyurdu. Bunun işin uzun boylu
düşünmeze lüzum görmemişlerdi
Valışinin birisi hemen hanç
çeküp Cakın sol elinin küçük
parmağımı kesmiş ve elmas yö
reise zatmıştı.
Cak, can acisindan, avazl çıktığı
kadar hağrıyor, tepiniyor.. fakat
yahşilerin kuvvetli kolları arasın-
dan kurtulamıyordu,
Valışiler reisi, Cakın p
göl kenarindaki kumun içi
bir muddet bekledikten
Sonra çikârttı. Parmağı kanamıyor.
du.. bu süretle kesilen yerin kanı
görumuştu.
türarak
et M., Cük can setsina taha
mil edemiyordu, gözlerinden çocuk
gibi .yaş akıyor, vücudinim muka:
vemeti gittikçe azalıyordu.
Cakı kolundan tutarak;
— Vörül
Diye, itip kakmaga başladılar
iie
Cak, dağlarda vahşilerle
beraber yaşarken.
Vu e a
satin katetmiğlerdi.
Mister Cak yü
iyemiyecek bir
ısında titreyerek |
hale gelmişti. Artık yol yürümü
yeceklerdi. Kayalık ve yüksek
dağ, yamacına gelmişlerdi.
Akşam olmuştu
Vahşilerin bir çogu, Cak
gürçiplak
| mandılar ve geniş bir
östünde durdul.
Cak burada gördüğd manzaraya
bayret etmekten. kendini
mıştı. Bir Çok vahşi tipli
lar hep bir ağızdan:
gibi
Dağı tir
kayanın
geviyorlardı.
Lalülülülaln
Diye garip seslerle haykırmağa
başladılar
Vahşilerin reisi Cakın yanına
gelerek omuzundan çekti
Gürüyormusin? <dedi. karılar
miz, bu gün boş gelmediğiniz
için bizi tebrik ve tes'ik ediyorlar...
Cak hayreile reisin yuzune bakta
- Ben bir avmıyım...?
— Hem de her zamân ele geçi
mez bir av
— Ben bir kuş degilim
— Seniu bir kuş olmadığını
biliyoruz... ayni zamanda senin
büyük biz adam olduğunuda tahımla,
ettik
— Nereden., ve asıl?
— Bu ıssız arazı üstünden taya
yare ile geçmeğe mecbur olan bir
adam, elbette buyuk, zengin ve
meşhur bir kimsedir.
— Doğru tahmin ettiniz! ben
Amerikanın en meşhur zenginler
sindenim, Fakat şimdi, bir kaza
neticesi olarak göle ve gölden de
sirin elinize düşti
Valilerin vaktile Neve
yorkta bi yapmış, adam
öldürmüş ve nihayet Meksikanın
cenup havalisine kaçarak, burada
otuz beş kişiden ibaret olan bü
vahşiler kabilesine
(mabadi var)