Özet
Millet mektepleri kiraat sütunu.
İstanbul eyleniyor!
(Bektaşi Fikraşi).
Amman efendim, amman! İstanbul gençleri ne eyleniyor, ne eyleniyor. Keyften, zevkten mestoalaçaklar!
Yıl başı geçecini "eylenceyle" geçiren bazı delikkârlar biliriyor. Bunlardan kimse Topkapıda, kimse Kadi Köyünde Yel Değirmeninde oturur. Kânumuvelin 31'inde, bu gençler, çalışıkları dairelerin mubahşecilerini, bir kaç saat dalkavukluk ettiğinde, sonra, - kafeşey koydular; beşer lira avans - al达尔. Lakin, adam başına beş lira ka-fi mi ya? Gençler, evde ninelerine de yalvarp ya-kardı; aylık alına mutlaka iade etmek şartıyla, onlara, cenaze paralarından borç verdi. Bunun üzerine, gençler, birer liraya birer ismo-kin kiraladılar; ve, yıl başı geçecini Bıyolunun barlarından birinde ge-çirerek birer kadeh iki içtiler. Fakat, ne büyük bir korku, ne büyük bir takayyütte... Oyle ya; lis-tede, ikinin fiatı dik- katle okumalarına rağ- men, garson, ceplerinde- ki paradan daha fazla bir hesap gösterirse? Ya, kolları bir bardaça filan deyere de bardak kırılrsa? Ya, dantsitikleri kadar- lardan biri bala olur da masalarına oturup kor- sonasyon yapmaya kalkışsa?... Aman ya-rabi... Sen muhafaza et... Gençlerin korktuklarmı sen başlarına gitme... "Kul- hivallahi ahat... Allahüş-.
İstanbul halkında, bir bardak içki içmek için bu kadar belaya nasıl katalanıyor; neden bektasi gibi "Ey bar sahibi! kendin doldur kendin içi" demiyor? - şaşıyoruz.
(Vâ-Nü).
Her haber için doğal, tarafsız ve anlamlı tek bir cümle yaz.
Diğer Gazeteler
Tam metin içeriği
Amman efendim, am-
man ! İstanbul gençleri
ne eyleniyor, ne eyleniyor.
Keyften, zevkten mestola-
caklar!!
Yıl başı gecesini «eylen-
ceyle» geçiren bazı deli-
kanlılar biliyorum. Bun-
lardan kimi Topkapıda,
kini KadıKöyünde Yel
Değirmeninde oturur.Kâ-
nunuevelin 34 inde, bu
gençler, çalıştıkları da-
irelerin muhasebecilerini,
-bir kaç saat dalkavuk-
lak ettik: Sonra, - ka-
fese koydular; beşer lira
avans aldılar . Lâkin,
adam başına beş lira kâ-
fi mi ya? Gençler, evde
ninelerine de yalvarıp ya-
kardı; nineleri, aylık alın-
ca mutlâka iade etmek
şartıyle, onlara, cenaze
paralarından borç verdi.
Bunun üzerine, gençler,
birer liraya birer ismo-
kin kiraladılar; ve, yıl
başı gecesini Beyoğlunun
barlarından birinde ge-
oçirerek birer kadeh içki
içtiler. FaRai, ne büyük
bir korku, ne büyük bir
takayyütle... Öyle ya: lis-
tede, içkinin fiatını dik-
katle okumalarına rağ-
men, garson, ceplerinde-
ki paradan daha fazla
bir hesap gösterirse? Ya,
kolları bir bardağa filân
iie mektepleri
ıraat sütunu
(Bektaşi i
Fıkrası)
samet... Lemyelit velem
yulet... Velem yekünlehu
küfven ahat...» Neyse,
korktukları © çıkmadı ..
Paraları kâfi geldi. Son
lirasına kadar - vererek,
sabaha karşı, Topkapıda
oturanlar, yaya olarak,
tabana kuvvet, çamurda
yola düzeldi. Kadı Köyün-
de oturanlar ise, köprü
altındaki Arnavudun pi-
yazcı dükkânında ilk va-
puru bekledi. Gençler,
ertesi gün, işlerine git-
mek mecburiyetindeydi-
ler. Geç kaldılar. Kıstel-
yevme uğradılar. İyice
uyuyamadıkları için bo-
ğaz ağrısına ve öksürüğe
yakalandılar.
Gördünüz ya İstanbulun
nasıl eylendiğini?21.. Am-
man efendim amman!...
Ne keyf !! Ne zevk!
Aklımıza bu münase-
betle aşağıkı fıkra geldi:
Bektaşinin biri, her na-
sılsa: vaaz esnasında ca-
miye girmiş. Bunu far-
keden vâız, bektaşiyi ta-
rikı ohakka getirmek
maksadıyle, o kurnazlık
gösterip sözü çevirmiş; iş-
rete intikal ettirmışi:
— Ey cemaat! -demiş.-
Yarın ahrette Hazreti
deyer de bardak kırılırsa?| Ali, müminlere, cennette,
Ya, dansettikleri kadın-
lardan biri balta olur da
masalarına oturup kon-
somasyon yapmıya kalkı-
şırsa?... Aman yarabbi ...
Sen muhafaza et... Genç-
lerin korktuklarını sen
başlarına getirme... «Kul-
hüvallahi ahat... Allahüs-
kendi eliyle kevser şarabı
sunacaktır. Fakat, Haz-
resini Alinin elinden kevser
şarabı içmek için, zinhar
dünyada müsküratın kat-
rasını ağzınıza koymayın!
Zinhar güzellere bakma-
yın! Zinhar ibadetten ba-
şınızı kaldırmayın! Zin-
Tefrikanümerosu: 34
SAHTE PRENSES
— Biliyorum. Fakat bizi, bir
ölüm kasırgası gibi tehdit eden
bu tayyarenin içinde sizin bulun-
duğunuzu ne bileyim?!
Klara, Vilsonun göğsüne başını
koydu.
— Çok teşekkür ederim... beni
bu canavarın elinden kurtardınız.
— Meksikadaki ozenciden de
kurtardığını zannediyorum.
— Besi.
— Mukavele yaptık... bir avuç
dolar mukabilinde, bundan sonra
sizinle meşgul olmiyacağına dair
söz verdi.
Klara bu hâberden çok memnun
olmakla beraber, zencinin -muvak-
kat ta olsa- zevc. .. .oğunu ögrendi-
gini tahmin ederek mahcup olmuştu.
Masumane bir naza*'a Vilsonun
Nâkili: İ .F,
gözlerinin içine baktı.
— Hayatimı size medyunum.
Bu fedakârlığınızla beni iki büyük
felâketten kurtarmış oluyorsunuz!
İlk defa öpüştüler...
Vilson, pilota emir verdi:
— Motörü işletiniz, yükselelim!
Klara elile işaret ederek:
— Nereye gideceğiz? -
Dedi.
— Nevyorka...
“Klara yüzünü buruşturdu.
— Nevorka mı? - dedi - Oraya
gitmesek olmaz mı?...
— Niçin...?
— Arzu etmiyorum da...
— Fakat, siz pekâlâ biliyorsu-
nuz ki, benim evim, fabrikalarim
her şeyim oradadır.
LL ETTE TTETTEYTE PPİ PEEEPTTTETTTTEPTTTTETTTYE
doldur, kendin iç ! - demiş.
bu kadar belâya nasıl
Tie va og
Turşucü kimdir? |
Hoca bir zaman tur-
şuculuğa başlamıştı.
Bir turşucunun mer-
kebini ve eşyasını
turşularle beraber
satın almıştı.
Esek alışık olduğu
için, turşu alan evle-
rin önüne geldikçe
anırm$a başlarmış...
Hoca:
Diye haykirmağa
başlayacağı sırada
böyle anırmasından,
Hocanın hevesi kar-
nında kalırmış.
Gene bir sün, kala-
balık bir mahallede,
Hoca, hazırlanarak
yüksek sesle:
- Alâ turşular!
Diye obağıracağı
sırada, eşek, daha
evel zırlamağa baş-
layınca, Hoca, artık
tahammül edemeye-
rek, eşeğe derki:
- Bana baksana,
arkadaş! Turşuyu sen
mi satacaksın, yoksa
ben mi?
har çalgı çalmayın! Zin-
har haccı fevtetmeyin!
Bektaşi, bir tas kevser
şarabı içmek için bu ka-
dar kayt ve şart olduğu-
nu görünce, yerinden kal-
karak :
— Ey Ali! öyleyse, bu
kevser şarabını kendin
İstanbul halkıda, bir
bardak içki içmek için
katalanıyor; neden bek-
taşi gibi « Ey bar sahibi!
kendin doldur kendin içb
demiyor ? - şaşıyoruz.
(Va -Nü)
bir hikâye
Hayrullah efendi, ilmi sima mü-
tahassısıdır. Yani, bir adamın
yüzüne bir kere baktı mıydı, onun
ne ahlâkta olduğunu derhal anlar.
bütün hayatını bu ilme vakfetmiş;
hattâ, ilmi simaya dair, birde
Öbür ilmi sima-
olarak, Hayrullah
ettiği . fikir
eser yazmıştır.
cılardan ayrı
efendinin müdafaa
şudur?
Kafası kel, gözleri şaşı ve çipil,
dişleri öne doğru fırlak, yüzü
çopur, gırtlağı çıkık, bacakları
mukavves adamlardan hayır gel-
mez. bunlar, pek fena kalplidirler.
Hayrullah efendi, vazettiği bu
kaideyi, hayattan misallerle tersin
ve, tespit için, diyar diyar dolaş-
mağa başladı.
Rasladığı bütün insanların ilk
önce zevahirini,sonra bevatnın not
defterine kaydediyordu.
Şimdiye kadar elde ettiği netice
şuydu: Eserinde hangi tarifteki
insanlar hakkında ne dediyse, ta-
mamiyle doğru çıkmıştı.
Nihayet, bir gün, yolu küçük
bir kasabaya düştü.
Garip garip, kahvehanelerden
birine girdi. Bir köşeye çekilip
büzüldü. Etrafa göz attı ki birde
ne görsün? Vay! tam karşısında,
şaşı, çipil, dişlek, çopur, gırtlağı
fırlak, bacakları çatal bir adam
oturmuyor mu?
bu adam, Hayrullah efendinin,
“fena” diye tasnif ettiği insanlar
arasında da, belki, en fenaydı.
Artık bundan kötüsü can sağlığı!.
Hayrullah efendi, bu enteresan
tiple derhal münasebete girişmeye,
onun fenalıklarını zapt ve tespit
etmeye karar verdi.
Kahveciye cıgara ısmarlamak
maksadıyle, cebinden para cüz-
danını çıkardı.
Fakat, sanki yanlışlıkla yapmış
| gibi, cebinden bir lirayı “ fena
adamfa ,, önüne düşürdü.
Sonra, arkasını döndü. Adama,
parayı çalması için fırsat braktı.
Lâkin, hayret! Hayrullah efen-
dinin omuzuna bir el dokundu.
— Paranız düştü, efendim.
Allah Allah! bu sözleri söyliyen
mahut adam... Nazik bir tebes-
sümle gülümsiyor..
Hayrullah efendi, “bu iş nasıl |
böyle oldu acaba?,, diye etrafına
bakındı. Acaba, biri görmüştü de,
“fena adam,, fenalığını belli etme-
mek için mi liranın düştüğünü
haber vermişti?.. Hayrullah efendi,
etrafına bakındı. hayır! kendile-
rini gören kimse yok.. O halde?
O halde?.
“Fena adam,, niçin böyle, mül-.
tefit mültefit gülümsüyor ? Niçin
Hayrullah efendiye:
— Zatiniz kasabamızın yabancı-
iyor.-
bin halinden a#larım. |
gurbet çektijn... bu ge
kirhaneye götüreceğim
— Aman efendim...
— haır, vallahi oln
han köşelerinde brakn
laka fakirhaneye gidec
Kahveden birlikte çı
Hayrullah o efendi,
düşünüyor :
— “ Paralı olduğumu
beni soymaya götürüyc
Allah vere de bana fer
inşallah yere düşen pa
vermesinin sebebi, b:
telkin etmek; böylelikle
takhaneye düşürmek iç
şallah ! inşallah !... ,,
Fakat, tahmini doğr
Zira, “fena adam, ,
efendiyi hiç de batakh:
götürmedi. bilâkis, &
eve girdiler. Âlâ yeme
döşekler, izzetüikarm,
hattâ, yatacağı esnaf
adam, , hayrullah efen
— Yolculukta insar
biter... Yarın kasabam
kence hareket edeceks
ki görüşemeyiz! Lâzım
yerek, ona bir kaç lirz
Odada yalnız kald
Hayrullah efendi, k
riyesinin alt üst olduğı
rak intihara karar ver
nı çözdü; tavandaki hal
ve kendini astı,
Hamiş: Hayrullah «
saksllı çakır gözlü ve
bir zatti. ilmi sima ki
şöyle bir bent vardır:
Top sakallı, çakır
çatık kaşlı olanlar, ;
pek müdebbir, pek
kimselerdir. Rahat d
son nefeslerinin teslim
(Uatic
Şakşak!.
Berlin tiyatroları sa!
bir şey icat etmişlerd
Tema şagerler mu
artistleri. | alkışlamak
zaman ellerini bir biri!
yorulma maları için
şakşak kullanmaktadır!
Şakşak üzerinde o ş
gram yazılıdır.
Temaşagerler, hem
takip ediyorlar hem de
alkışlamak istedikleri
şağı sallıyorlar.
Bu kolaylık*sayesinde
temaşagerler bile şak:
makta olduklarından ti.
nunu alkış tufanı istilâ
Kişeden her kes bilet
şkşagını da alıyor.
— Çok rica ederim beni oraya
götürme!
— Neden korkuyorsun?.. Pas-
kaldan mi...?
me.. Paskal Nevyorktan gitmek
üzredir..
— Nereye?
— Memleketine...
— Fakat,tehlike bir değil.. Yarin
polis te yakama yapışacak.
Mister Cakla ne kadar uğras-
tığımı unuttunuz mu?
— Polisten hiç korkmayınız!
Çünki doğruca benim evime
gidecegiz..
— Polis aramaz mı?
— Cak beni tanımadı ki... sizin
benim evimde olduğunuzdan kim
haberdar olabilir?
— Mütemadiyen sizin evinizde
oturacak degilim ya!
ve nasıl
yüzünü buruşturmak sirasi Vil-
OP gi 4
m
GİT NİŞ İN yy Ai NN
sona gelmişti.
— Bu fedakârlığımın mükafatını
görmiyecek miyim?
— Ne gibi..?!
— Her türlü tehlikeyi göze
alarak sizi takipten, esaretten ve
ölümden kurtardım. Benim gibi
zengin ve genç bir adam, bir Af-
rika valışisine tercih etmekte hâlâ
tereddüt mü ediyorsunuz?
— Tereddüt etmekte hakkim
yok mu?
— Nedemek istiyorsunuz?
— Erkeklerin aşkından emin
olamıyorum da...
Vilson, boynuna
sarılarak ilk defa Klarayi yanak-
larından ve dudaklarından öptü.
— Benim o sevgimden emin
degil misin? Ben ki, seni elde
etmek için bütün teblikeyi göze
alarak Meksikaya kadar geldim...
Sevmeseydim kendimi böyle bir
tehlikeli yolculuğa sevkeder miydim?
sevgilisin
İnan bana Klara! seni
seviyorum.. Sensiz yaşâ:
kân yoktur.
— Korkuyurum...
— Korkma.. Benir
olduğunu kimse bilmiy:
— Şu halde ben Toj
tinden kurtulup senin e:
gireceğim?
Vilson bu cevaptan h
— Size tahakküm eti
vakit hatırımdan geçr
ölünceye kadar sizinle
mak, sizinle yaşamak is
— Beni ne ile temi.
siniz ki, size söz verey
— Namus ve şerefin
— Fakat ihanetinizi
— İmkânı o yoktur..
ihanet görmek... hay.
bu olamaz: rica ederim
kir etmeyiniz...